Mitoloji İbni Arabî Ve Derrida/ Tasavvuf Ve Yapısöküm (Ian Almond)
- Katılım
- 12 Kas 2023
- Mesajlar
- 241
- Tepkime puanı
- 33
İnsanlık denilen tümel öznenin söylemde kendi kendisini tasarlamaya ve insan olmaya çalıştığını düşünüyorum. Sorun şu ki, kendisine insan adlandırmasını uygun gören ve insan olmaya çalışan bu türsel-tümel özne bu tasarımında niye "başarılı" olamıyor? Tarihsel süreci içinde başardığı, başarılı olduğu alanlar yok değil var, bilimde, teknolojide "büyük-işler" yapıyor, nisbi de olsa veya sanatta edebiyatta çok "güzel" işler yapıyor (suç ve cezadan vivaldinin 4 mevsimine kadar) ama her ne hikmetse "insanileşmede, yani etik/ahlaki" düzlemde başarılı olamıyor.
İnsanlık tarihine baktığımızda, kadim uzak doğu ahlaki öğretilerinin, tekil/bireysel düzlemde de olsa, ehlaki düzlemde gıpta edilecek düzeyde nitelikli/erdemli insan olma veyaşama biçimlerini ortaya koyabildiğini ve daha da önemlisi mümkün/realize/gerçekleştirebildiğini görüyoruz vgeya aynı şekilde ibrahimi dinlerin "sufice okuma/yorumsama biçimlerinin "nitelikli/erdemli insanları hayatın içinde gerşekleştirebildiğini= sadece olması gereken idealize durumlar olmaktan çıkarıp mevcud hale getirebildiklerini görüyoruz..
Bu durumda sorun şu oluyor; lokal olarak budist tapınaklarda veya sufi tarikatlarda mümkün kılınabilen bu "niteliklilik/erdemlilik" halleri toplumsal bağlamlarıyla mümkün kılınamıyor ve/ya insanliğın diğer alanlarındaki "evrimsel-ilerleme" bu alana hiç-uğrayamıyor? Niye insanlık tarihinin her zamanında ve coğrafyasında bu türden erdemlilik/nitelik taşıyan "bilge/hikmet" sahibi olma halleri hep ama hep "azınlıkta" kalıyor? İşte bu soruların izleğinde kadim uzak doğu ahlaki öğretilerine ve orta-doğu sufi geleneklere doğru bir okuma yolculuğuna çıkmaya karar verdim ve en kolay-basit okuma yerine en-zor olanından başladım. Niyesini ben de bilmiyorum ama sanırım "adlandırmanın" gücü amacına ulaştı ve ben de bu yüzden bu çağrıya icabet ettim, "tasavvuf ve yapı-söküm"..
İnsanlık tarihine baktığımızda, kadim uzak doğu ahlaki öğretilerinin, tekil/bireysel düzlemde de olsa, ehlaki düzlemde gıpta edilecek düzeyde nitelikli/erdemli insan olma veyaşama biçimlerini ortaya koyabildiğini ve daha da önemlisi mümkün/realize/gerçekleştirebildiğini görüyoruz vgeya aynı şekilde ibrahimi dinlerin "sufice okuma/yorumsama biçimlerinin "nitelikli/erdemli insanları hayatın içinde gerşekleştirebildiğini= sadece olması gereken idealize durumlar olmaktan çıkarıp mevcud hale getirebildiklerini görüyoruz..
Bu durumda sorun şu oluyor; lokal olarak budist tapınaklarda veya sufi tarikatlarda mümkün kılınabilen bu "niteliklilik/erdemlilik" halleri toplumsal bağlamlarıyla mümkün kılınamıyor ve/ya insanliğın diğer alanlarındaki "evrimsel-ilerleme" bu alana hiç-uğrayamıyor? Niye insanlık tarihinin her zamanında ve coğrafyasında bu türden erdemlilik/nitelik taşıyan "bilge/hikmet" sahibi olma halleri hep ama hep "azınlıkta" kalıyor? İşte bu soruların izleğinde kadim uzak doğu ahlaki öğretilerine ve orta-doğu sufi geleneklere doğru bir okuma yolculuğuna çıkmaya karar verdim ve en kolay-basit okuma yerine en-zor olanından başladım. Niyesini ben de bilmiyorum ama sanırım "adlandırmanın" gücü amacına ulaştı ve ben de bu yüzden bu çağrıya icabet ettim, "tasavvuf ve yapı-söküm"..