• Türkiye'nin En Güncel IRC Forumuna Hoş Geldin
    İçerikleri görebilmek ve topluluğumuza katılmak için lütfen oturum açın.

IFGT Münazara Okullarımızda Neler Değişmeli?

Şenay Dandar

Eğitim Editörü
Son günlerde haberlerde, sosyal medyada ya da bizzat kendi çevremizde okullarda yaşanan olayları gördükçe "Neler oluyor?" demeden edemiyoruz. Akran zorbalığından tutun, disiplin sorunlarına; öğretmen-öğrenci arasındaki o eski saygı bağının zayıflamasından, kantin fiyatlarına kadar her gün yeni bir mevzu patlak veriyor.

Okul sadece dört duvar arası değil, bir neslin yetiştiği yer ama şu anki tablo pek iç açıcı durmuyor. Bu yüzden klavyelerin başına geçin, bu konuyu enine boyuna Tartışma Platformu köşemizde masaya yatıralım diyorum.

Şu anki eğitim ortamını düşündüğünüzde, sizi en çok ne rahatsız ediyor? Gelin şu başlıklar üzerinden dertleşelim:

  • Akran Zorbalığı: Artık sadece şakalaşma boyutunu geçti, ciddi bir sorun haline geldi. Sizce okulların bu konudaki önlemleri yeterli mi?
  • Saygı ve Disiplin: "Eski günler" edebiyatı yapmak istemem ama o eski hiyerarşi ve saygı ortamı gerçekten bitti mi?
  • Güvenlik: Okul kapısından içeri girdiğinizde (veya çocuğunuzu bıraktığınızda) gerçekten "burası güvenli" diyebiliyor musunuz?
  • Sosyal Medya Etkisi: Okulda yaşanan her kavganın, her olayın anında videoya çekilip "reels" olması durumu nasıl tetikliyor?

NOT: Arkadaşlar, burası özgür bir platform ama unutmayın; tartışırken birbirimizi kırmıyoruz, fikirlerimizi saygı çerçevesinde paylaşıyoruz. Amacımız sadece şikayet etmek değil, "şöyle olsa daha iyi olurdu" diyebilmek.


Sizce bu olayların temel sebebi ne? Aileler mi boşladı, sistem mi yetersiz, yoksa jenerasyon mu çok farklı bir yere gidiyor?

Yorumlarda buluşalım, herkesin fikri bizim için değerli!
 
Selamlar herkese, yazdıklarını okurken bir kadın ve bir birey olarak içim cız etti doğrusu. Eskiden okul dendiğinde aklımıza güven ve huzur gelirdi, şimdilerde ise her sabah bir endişeyle uğurluyoruz çocukları.

Beni en çok yaralayan o akran zorbalığı meselesi. Çocuklar birbirine karşı bazen ne kadar acımasız olabiliyor, anlamak güç. Sosyal medya uğruna çekilen o videolar, yapılan alaylar bir çocuğun kalbinde ömür boyu iz bırakıyor. Bence her şeyin başı şefkat ve sınır bilmek. Aileler olarak "benim çocuğum yapmaz" demek yerine, onlara empati kurmayı ve nezaketi en baştan biz öğretmeliyiz.

Sistem değişir, teknoloji gelişir ama saygı ve vicdan her zaman baki kalmalı. Okullarımız tekrar o sıcak, güvenli yuva haline gelmeli. Umarım sadece şikayet etmekle kalmayıp, kendi kapımızın önünden başlayarak bu değişime katkı sağlarız. Sevgiler.
 
Açtığın bu konu aslında sadece bir eğitim meselesi değil, toplumsal olarak nereye evrildiğimizin aynası gibi. Okullarda gördüğümüz o tatsız manzaraları sadece "gençlik işte" deyip geçemeyiz. Kendi adıma beni en çok yaralayan birkaç noktaya değinmek istiyorum:

Eskiden okul kapısından girdiğimizde kendimizi bir koruma kalkanının içinde hissederdik. Şimdilerde ise kantin fiyatlarından tutun da koridordaki güvenliğe kadar her şey bir endişe kaynağı. Özellikle akran zorbalığının bu kadar "normalleşmesi" beni ürkütüyor. Bir çocuğun başka bir çocuğu psikolojik ya da fiziksel olarak köşeye sıkıştırması bir "güç gösterisi" değil, ciddi bir yetiştirilme sorunudur. Okulların bu konuda daha caydırıcı ve rehberlik odaklı olması şart, ama yetmez.

Sosyal medya etkisi bence bu işin tuzu biberi oldu. Her şey "beğeni" ve "izlenme" üzerine kurulu olunca, okulda yaşanan bir kavga bile çocuklar için içerik üretme fırsatına dönüşüyor. Empati kurmak yerine telefonun kaydına basıyorlar. Bu durum, gençlerin birbirini "insan" olarak değil de birer "objeye" veya "karaktere" dönüştürmesine yol açıyor. Saygı ve hiyerarşinin zayıflamasında bu sanal dünyanın getirdiği o sahte özgüvenin payı çok büyük.

Bence temel sebep, sorumluluğu hep birbirimize atmamız. Aile "okul öğretsin" diyor, okul "ailede başlar" diyor, sistem ise sadece sınav sonuçlarına bakıyor. Sonuçta olan, arada kalan o jenerasyona oluyor. Evet, bu jenerasyon çok farklı bir dünyaya doğdu, çok daha açık fikirli olabilirler ama "sınır" ve "sorumluluk" kavramlarını onlara biz hatırlatmak zorundayız.

Belki de en başa dönüp, çocuklara başarılı olmaktan önce "iyi bir insan" olmanın, bir başkasının hakkına saygı duymanın önemini anlatmalıyız. Sadece matematik netleri değil, vicdan netleri de tutulmalı. Okullar sadece bilgi yüklenen yerler değil, karakterin törpülendiği yerler olmalı tekrar.

Sizce de biraz fazla "sonuç odaklı" yaşarken, o güzelim süreci ve değerleri kaybetmedik mi? Hepimizin biraz durup düşünmesi gerek diye düşünüyorum.
 
Paylaştığın bu başlıklar aslında buzdağının sadece görünen kısmı. Maalesef son zamanlarda okullar, o huzurlu eğitim yuvası kimliğinden biraz uzaklaştı. Kendi penceremden gördüklerimi ve beni en çok düşündürenleri şöyle özetleyebilirim:

Bence en tehlikeli nokta, akran zorbalığının artık dijital bir "şov" malzemesine dönüşmüş olması. Eskiden bir tartışma yaşanır ve biterdi; şimdi ise o anın videoya çekilip "reels" olarak paylaşılması, mağdur olan çocuk için travmanın asla bitmemesi demek. Okulların sadece disiplin cezasıyla değil, çocuklara "empati" kültürünü yeniden aşılayarak bu işe kökten eğilmesi gerekiyor.

"Eski günler" demeyelim ama aradaki o zarif mesafe sanki biraz fazla kapandı. Saygı korkuya dayanmamalı elbette, ama sevgi de disiplinsizliğe yol açmamalı. Burada topu sadece öğretmene veya sisteme atmak kolaycılık olur; çocuk evde ne görüyorsa okulda onu yansıtıyor. Eğer bizler evde birine saygı duymayı, sınır bilmeyi öğretmiyorsak, öğretmenin sınıfta bunu tek başına sağlaması mucize beklemek olur.

Bence tek bir suçlu yok; aile, sistem ve değişen dünya düzeninin bir karışımı bu. Jenerasyon çok hızlı, çok bilgili ama bir o kadar da sabırsız ve duygusal boşlukta. Aileler iş temposunda bazen çocukların akademik başarısına odaklanırken "insani" gelişimlerini kaçırabiliyor. Sistem ise maalesef sınav odaklı olduğu için karakter inşası ikinci planda kalıyor.

Okul kapısından içeri girdiğimizde "burası güvenli" diyebilmek için sadece güvenlik görevlisi sayısını artırmak yetmez; çocukların birbirine, öğretmenin öğrenciye, velinin de okula güvendiği bir iklimi yeniden kurmamız şart. Belki de müfredata daha çok drama, etik ve iletişim dersleri eklenmeli.

Hepimizin elini taşın altına koyması gereken bir dönemdeyiz. Şikayet etmekten ziyade, "çocuğuma bugün nezaketi nasıl öğretebilirim?" diyerek başlamalıyız belki de.
 
Herkese merhaba... Teşekkürler @Prosabox :)

Aslında hepiniz, var olan ''mevcut'' sorunlara çok güzel değinmişsiniz, ben de farklı bir şey söylemeyeceğim.
Bu konu tek bir sebebe indirgenecek kadar ne yazık ki basit değil; aslında aynı anda birkaç dinamiğin üst üste binmesiyle ortaya çıkan bir tablo var.
Sizlerin de belirttiği bu konulara tek tek değinmem gerekirse;

Akran zorbalığı dediğimiz durum; artık “çocuklar arasında olur böyle şeyler” denecek seviyeyi geçti. Bunun temelinde empati eksikliğinin, sınır koyamamanın ve çoğu zaman evde öğrenilen davranış kalıplarının yattığını düşünüyorum. Evet, okulların önlem almaya çalıştığını görüyoruz ama çoğu zaman bu önlemler olay olduktan sonra devreye giriyor, son yaşanan üzücü olaylarda da şahit olduğumuz gibi... Oysa esas ihtiyaç, önleyici eğitim: empati, duygu yönetimi ve iletişim becerilerinden ibaret. Akran zorbalığı konusunda en büyük eksik, çocuklara küçük yaşta “sınır” ve “empati” kavramlarının yeterince kazandırılmaması olduğu düşüncesindeyim. Burada asıl mesele; Çocuk daha o noktaya gelmeden önlem almak.

Saygı ve disiplin meselesi ise; eski günlere oranla tamamen bitmiş sayılmasa da ciddi mânâda değişmiş durumda. Artık korkuya dayalı bir saygı yok, eğitim de yok. Korkuya dayalı bir eğitimi elbette savunmuyorum fakat bunun yerine sağlıklı bir iletişim konulamadığında ortaya şimdilerde yaşadığımız otorite boşluğu çıkıyor.

Güvenlik... Bilhassa en son yaşanan olaylardan sonra gerçekten en düşündürücü seçeneklerden biri. Bir okulda çocuk kendini güvende hissetmiyorsa orada eğitimden söz etmek zor. Bu sadece fiziksel güvenlik değil, psikolojik güvenliği de kapsıyor. Çünkü bizler biliyoruz ki; bir çocuğun en güvenli sığınağı kendi evinden sonra okuludur ve bunu ülke olarak sağlayamadığımızı görmek çok üzücü.

Sosyal medya etkisi ise; olayları büyüten bir katalizör gibi. Eskiden okulda kalan bir sorun, şimdi saniyeler içinde yayılıyor. Bu da hem zorbalığı tetikliyor hem de çocukların “görünür olma” isteğini yanlış yönlendiriyor. Aynı zamanda ''güven''e dayalı bir eğitim sisteminin de köklerine zarar veriyor.

Mesela ''aile mi, sistem mi yoksa bu yeni nesil mi'' diyoruz fakat temel sorun bütün bunların hepsinin aynı anda aksaması. Sistem eksik kalırsa, bunun üzerine de ailenin ilgisi ve sevgisi azalırsa çocuk zaten yönünü bulamaz hale geliyor.

Tüm bunlara ek olarak da bir eleştiride bulunmak istiyorum. Önceden aile ve öğretmen birliği vardı. Öğrenciye karşı tek yürek halinde hareket ediyorlardı, öğrenci okulda öğretmenden; evde aileden yüz bulamayınca sorumluluğunun daha da bilincinde oluyordu, şimdi yeni nesil veliler çocuklarındaki şımarıklığı, had bilmezliği özgüvenden sayıyor. Bu durum da öğretmene karşı örgütlenmeye yol açıyor. Çocuk evde aileden destek aldığında öğretmene, arkadaşlarına, hatta hayata karşı daha dikbaşlı olabiliyor. Keşke bu dikbaşlılık onlara fayda sağlayacak, olumlu şekilde olsa ama ne yazık ki olumsuz yönde davranışlarını etkileyen bir huy haline geliyor. Geleneksel eğitim modelinden, öğrenci odaklı eğitim modeline geçtik fakat ne yazık ki bunu sadece okullarda başarabilmeyi beceremedik.

Bence çözüm; Bir an önce ailenin, okulun ve toplumun aynı dili konuşmaya başlaması... Aksi halde bu tablo çok da değişmeyecek gibi görünüyor. Sanki eğitim konusunda da bir ''eskiye özlem'' söz konusu.


Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı…
Dileğim; çocukların kanlarının değil, başarılarının konuşulduğu; onların ve ailelerinin mutluluktan, gururdan gözyaşı döktüğü bir eğitim yılıdır ve böyle de olmaya devam eder.

Çünkü; Çocuklara yakışan yer tabutlar değil, umutla oturdukları okul sıralarıdır.

 
Geri
Üst