Hikaye Kalbin Kıyısında Uyumak
- Katılım
- 20 Ağu 2025
- Mesajlar
- 868
- Tepkime puanı
- 246
- Puan
- 33
- Cinsiyet
- Kadın
- İlgi Alanı
- Edebiyat

Hayat boyunca hep kalbimizi korumamız gerektiği söylenir. Kimseye çok güvenme, çok bağlanma, çok sevme, çok umut etme derler. Ama insan dediğin zaten biraz da bunların toplamı değil mi? Kırılma ihtimalini bilerek sevmek, hayal kırıklığı yaşayabileceğini bilerek inanmak, kaybedebileceğini bilerek bağlanmak... Belki de bizi insan yapan şey tam olarak budur.
Bazı geceler vardır; insan uyumak için gözlerini kapatmaz, unutabilmek için kapatır. Düşüncelerin birbiri ardına çoğaldığı, sessizliğin bile ağır geldiği gecelerdir bunlar. İşte o zaman insan, kendine sığınacak bir yer arar. Bir omuz, bir hatıra, bir dua ya da sadece kendi kalbinin sessizliği...
Ne gariptir ki hayat boyunca en çok taşıdığımız şey yine kendi kalbimizdir. Omuzlarımızdaki yüklerden, dilimizde kalan cümlelerden, yarım kalan hikâyelerden daha ağırdır bazen. Çünkü kalp unutmaz. Zamanın üstünü örttüğü ne varsa, o derinliklerinde saklamaya devam eder. Bir bakışın sıcaklığını da saklar, bir vedanın soğukluğunu da.
İnsan büyüdükçe öğreniyor; bazı acılar geçmiyor, sadece bizimle yaşamayı öğreniyor. Bir zamanlar canımızı yakan şeyler, yıllar sonra içimizde sessiz bir iz olarak kalıyor. Dokunmuyor belki ama varlığını hissettiriyor. Tıpkı eski bir mektubun arasında unutulmuş kurumuş bir çiçek gibi... Ne canlıdır ne de tamamen yok olmuştur.
Bu yüzden bazen dünyanın bütün gürültüsünden uzaklaşıp kendi içine çekilmek ister insan. Kimseye bir şey anlatmadan, kimse tarafından anlaşılmaya çalışılmadan, sadece kendi varlığının içinde dinlenmek... Çünkü bazı yorgunlukların ilacı konuşmak değil, susmaktır. Bazı yaraların merhemi ise zaman değil, kabulleniştir.
Belki de hayatın en zor tarafı, kalbimizi koruyarak yaşamaya çalışmaktır. Kırılmaktan korkmadan sevebilmek, kaybetmekten korkmadan bağlanabilmek ve her şeye rağmen iyi kalabilmek... İnsan bazen bunun bedelini yalnızlıkla öder. Fakat yine de sever. Yine de inanır. Çünkü kalbin tabiatında vazgeçmek yoktur.
Ve bir gün gelir, bütün telaşların arasında kendimizi kendi kalbimizin üzerinde dinlenirken buluruz. Ne geçmiş tamamen geride kalmıştır ne de gelecek tam olarak önümüzde. O an sadece kendimiz vardırız; bütün eksiklerimizle, bütün kırgınlıklarımızla ve bütün umutlarımızla...
Belki huzur, hiçbir şey hissetmemek değildir. Belki huzur; içimizde taşıdığımız bütün fırtınalara rağmen gözlerimizi kapatıp dinlenebilmektir.
Çünkü insanın gerçek evi bazen bir şehir, bir insan ya da bir anı değildir.
Bazen insanın tek evi, bütün yaralarına rağmen atmaktan vazgeçmeyen kendi kalbidir.
***